22 Ocak 2015 Perşembe

PARIS’TE ÖZGÜRLÜK YÜRÜDÜ



11 ocak 2015 pazar günü Paris dünyanın özgürlük başkenti oldu. 1.5 milyon kişi Paris’te, 4 milyon kişi Fransa genelinde  ifade özgürlüğü, ulusal birlik ve demokrasiyi savunmak için yürüdük. Vicdansızlığı, kötülüğü, düşmanlığı, şiddeti protesto ettik, terörü lanetledik. Fransa’nın ve dünyanın tarihine yazılan bu anlamlı yürüyüş zihinlerimizden hiç silinmeyecek.

7 ila 9 ocak arasında üç günde Paris’te 17 yaşam teröre kurban gitti. Gazeteci, polis, ünlü veya sokaktaki adam, farklı köken, görüş, sosyal sınıf ve inançtan insanlar… Karikatür çizdikleri için öldürülen yazarlar, görevlerini yerine getirirken öldürülen polisler, Şabat alışverişini yaparken dinleri nedeniyle öldürülen Yahudiler… Bu 17 yaşam Fransa’nın farklı yüzleriydi.  Fransa kalbinden vuruldu.

Fransa’da ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanunlar 18. yüzyılın sonunda yürürlükten kaldırıldı. 1789 Insan Hakları Deklarasyonuna göre insanın en değerli hakkı düşüncelerini ve fikirlerini özgürce paylaşabilmesi. Her vatandaş özgürce konuşabilir, yazabilir, yayınlayabilir. Nereye kadar? Kanun tarafından belirlenen, özgürlüğün kötüye kullanılması noktasına kadar. Yani ifade özgürlüğü sınırsız değildir, kanunla çerçevelenmiştir. Insanlığa karşı suçlar, savaş suçları, etnik bir gruba, cinsel bir tercihe, engellilere nefret çağrısı, antisemit ve ırkçı söylemler yasaktır. Kanun dinle ‘alay etmeyi’ yasaklamaz ama bir dinin inananlarına karşı nefrete çağırmayı yasaklar. Mizah hassas bir konu, üzebilir, kırabilir, kızdırabilir, özellikle politika, din ve hassasiyetler işin içine girdiğinde… Beğeniriz veya beğenmeyiz ama öldürülen Charlie Hebdo gazetecileri ifade özgürlüğünde sınır tanımayan, tüm dinleri hicveden, devletle alay eden insanlardı. Kalemleri sert, dilleri sivri, ruhları anarşistti. Kışkırtıcı bir mizah çizgileri vardı. Sayfalarında rahibeler mastürbasyon yapar, politikacılarla, kiliseyle, peygamberlerle, Papa’yla alay ederlerdi. Fransa’nın ilk siyahi Adalet Bakanı Christiane Taubira’yı maymun şeklinde karikatürize etmişlerdi. Aynı Bakan, karikatürist Tignous’un cenaze töreninde ‘Evet, herşeyle alay edebiliriz, bu haktır, bu demokrasidir’ dedi. Çizerlerden Georges Wolinski, ‘Sizi rahatsız ediyorsa okumayın. Benimle alay etmek istiyorsanız sizi mahkemeye vermeyeceğim’ demişti. Hepsi  kalemleriyle konuşurlardı, silahlarıyla değil…

Aradan iki hafta geçti. Mizahın ve ifade özgürlüğünün sınırından, Fransa’daki Müslüman ve Yahudilerin durumlarına, dini duyarlılıkların öneminden yaşadığı ülkeye entegre edilememiş, dışlanmışlık hissi yaşayan göçmenlere, eğitim sisteminin hatalarından cemaat kimlikleri üzerinden yapılan siyasete varan yüzlerce yazı yazıldı, yorum yapıldı, tartışmalar yaşandı. Ben ise 11 ocak günü Republique meydanından Nation meydanına yaptığımız yürüyüşün etkisi altındayım halen...

Fransa’da katıldığımız bu çapta ilk yürüyüştü. Evden çıkmadan düşünüyoruz. Kimlik kartlarımızı unutmayalım, üzerimizde kesici birşeyler olmasın. Buluşma meydanına girmeden mutlaka polis kontrolü vardır, metal dedektörler vardır. Ne kadar gülünçmüş düşüncelerimiz! 35.000 m2’lik bir meydan düşünün. O gün tüm toplu taşıma araçları bedava, insanların şehre inmesi için kolaylık sağlanmış. Yakın metro istasyonları güvenlik nedeniyle kapatılmış, insanlar buluşma yerine ulaşmak için kilometrelerce yürümekten gocunmuyorlar. Meydana açılan tüm caddeler hınca hınç insan seli. Meydanın ortasındaki heykele tırmanan gençler, pankartlar, dövizler, bayraklar sallıyorlar. Saat 13:30’da geldiğimiz meydandan yürüyüşe ancak saat 16’da başlayabildik. Kalabalık gittikçe yoğunlaştı, insanlar birbiriyle tanıştı, lafladı. Yaratıcı pankartlarla gelmiştiler, fransızca, arapça, ibranice, ingilizce... Kocaman kalemleriyle gelmiştiler, çocuklarıyla gelmiştiler. Onlarca engelli katılımcı gördük kalabalığın içinde. Bir güneş parladı, bir rüzgar çıktı, bir bulut geçti, hepimizi ıslattı. Ama kimse yerinden kımıldamadı. Yürüyüş başladığında farklı inançlar yanyana, elele, kolkola yürüdü. Bizim önümüzde Yahudi dernekleri, yanlarında ögrenci birlikleri, önlerinde Insan Hakları dernekleri, arkamızda Türk gençleri, az ileride Kuzey Afrika kökenliler, Hristiyanlar, Yahudiler, Müslümanlar, Budistler, dinsizler yanyana yürüdü. Kolkola bir haham ve bir imam ‘Allah adına öldürülmez’ dedi. Kah sessiz, kah alkışla, kah milli marşla… Bir taşkınlık, bir laf atma, bir iteleme yaşanmadı. Tek bir gözaltı olmadı, kimse saçından sürüklenerek götürülmedi, tartaklanmadı. Nefret söylemi yoktu, intikam naraları atılmadı. Çoğumuz Charlie Hebdo’nun karikatürlerini savunmak için değil ifade özgürlüğü için oradaydık. Birlik, beraberlik, kardeşlik, demokrasi ve cumhuriyet ruhu için oradaydık. Rekor katılımlı bu yürüyüşte kalabalığın dağılması gecenin geç saatlerine taştı. Evet, ciddi güvenlik önlemleri alınmıştı. Binlerce polis vardı ama yan sokaklarda arabalarında oturuyorladı. Ne bir toma ne bir panzer… Gaz fişekleri, tazyikli su..?? Üstelik polis arabaları konvoy halinde geçerken halk dakikalarca polisini alkışladı. Yürüyüşçülerden biri polisi öptü. Sürrealist görüntüler!

Bir hafta sonra Başbakan Manuel Valls mecliste yaptığı konuşmada Fransa’nın dimdik ayakta olduğunu, ırkçılığa, teröre, antisemitizme hayır dediğini, özgürlüğe bağlı kalacağını yeniledi. Politikacılar olarak halkın beklentilerine karşı sorumlulukları olduğunun altını çizdi. Din savaşında olunmadığını, tüm Fransızların birlikte mücadele edeceklerini belirtti. Antisemitizme özellikle vurgu yaptı: ‘Sokaklarımızda ‘Yahudilere ölüm’ diye bağrılmasını nasıl kabul edebiliriz? Babasının Tunus’tan Fransa’ya daha güvende okumaya gönderdiği gencin ekmek almak için girdiği markette Yahudi olduğu için öldürülmesini nasıl kabul edebiliriz? Sınıfta öğretmenin ‘senin düşmanın kim’ sorusuna 7 yaşında bir çocuğun ‘Düşmanım Yahudi’ demesini nasıl kabul edebiliriz? Kabul edemeyiz. Açıkça söylemek lazım- evet, artan yeni bir antisemitizm var, banliyölerimizde, internette, Israil’den nefret ederek tüm Yahudilere yönelen bir nefret var. Şu bilinmelidir ki ‘Yahudileri olmayan Fransa artık Fransa olmaz’ Fransız Yahudilerine saldıran Fransa’ya saldırmış demektir.’ Ardından Müslüman vatandaşlarla ilgili mesajlar verdi: Müslüman vatandaşlarımız da çok endişeliler. Camilere saldırılmasını asla kabul etmeyiz. Islam, Fransa’nın ikinci dinidir. Cumhuriyetimiz, laikliği, kadın-erkek eşitliğini, prensip ve değerlerini kabul eden tüm dinlerle uyumludur.’

Tabii hayat devam ediyor. 50.000 gibi sembolik tirajı olan bir dergiyi artık bütün dünya tanıyor. Fransız ihtilalinin yaşandığı Voltaire’in topraklarında dayanışma ve evrensel değerlerde buluşulan 11 Ocak Paris Yürüyüşü, o sıcak insan seliyle barışa inançları pekiştiriyor.


26 Aralık 2014 Cuma

KEŞKE…




Dünyada en çok mektup alan kahramandır Noel Baba. Hayaldir çocuklar için… Tontondur, sempatiktir, özeldir. Umuttur. Onların geniş hayal dünyasının renkli bir karakteridir, ta ki büyüyüp gerçeği öğrenecekleri güne kadar. Peki Noel Baba’ya mektup gönderme şampiyonu ülke hangisi? Fransa! Fransa’da mektup yazma geleneği halen sürdüğünden mi? Fransızca edebiyat dili olduğundan mı? Fransız anne-babalar çocuklarının çılgın rüyalarını destekledikleri için mi? Yoksa bu ülkede son yıllarda yaşanan diz boyu umutsuzluğun, karamsarlığın bir göstergesi mi?

Birleşmiş Milletlere bağlı çalışan 192 ülkenin üye olduğu Universal Postal Union’ın yaptığı bir çalışma geçen yıl Noel Baba’ya 126 ülkeden 8 milyon mektup gönderildiğini tespit etmiş. Yunanistan 80 bin, Isveç 30 bin, Italya 130 bin, Almanya, Ispanya, Rusya’dan 300’er bin mektup, Fransa’dan ise 1 milyon 700 bin mektup gönderilmiş!

Çoğunlukla 3 ila 9 yaş arasındaki çocukların yazdığı ve kendi dillerinde ‘Noel Baba, Kuzey Kutbu’ adresiyle postaladıkları mektuplar normal koşullarda ‘bilinmeyen adres’ diye nitelendirilmesi gerekirken çoğu ülkede mektuplar toplanıyor. Üstelik bu dönemde postanelerde oluşturulan özel servislerde Noel Baba’nın yardımcıları(!) tarafından her mektup yanıtlanıyor. Mektuba pul koymaya gerek yok ama yanıt almak için 20 aralık tarihini aşmamak gerekiyor. Ne de olsa Noel Baba dünyaca tanınan çok meşgul bir Süper Star!

Fransız Posta Idaresi her yıl kasım ayında Gironde’un Libourne şehrinde geleneksel ‘Noel Baba Sekreterliği’ bölümünü açıyor ve 60 ‘sekreter’ gelen mektup/kartları açıp yanıtlamak için işe alınıyor. ‘Ilk mektubunu Noel Babaya yazmakla başlıyor çocuklar… Onlara mutluluk, neşe getirecek çok tatlı talep mektupları alıyoruz’ diyen Mme Teulières, Noel Baba’nın en kıdemli asistanı. Bu gelenek Fransa’da 1962 yılından beri sürdürülüyor. Jacques Marette’nin Posta ve Telekomünikasyon müdürü olduğu dönemde kardeşi Françoise Dolto ilk yanıt mektubunu yazdığından beri… Unutmadan Noel Baba’ya artık e-mail de gönderilebiliyor!

Brezilya’da 24 yıldır düzenlenen kampanya ile sponsor ve gönüllüler biraraya geliyor, çocukların mektuplarında istedikleri oyuncak, giysi veya okul malzemelerinden en az birisini  kendilerine gönderiyorlar. Kanada’da ise Noel Baba’nın posta kodu bile var: H0H 0H0
Noel Baba’ya mektup yazma yaşımız çoktaaan geçti ama yeni bir yılın kapımızda olduğu bu günlerde içimdeki çocuk KESKE diyor:

Kurgulanmış hayatların ortasında kalmasak

Bize dayatılan değil bizim yaşamak istediğimiz yaşamlarımız olsa

Hayallerimiz beynimizde takılıp kalmasa, hayata geçirilebilse

İnsana önem, hayata değer verilse

Olduğu gibi görünse insan, göründüğü gibi olsa

Çevresindeki kalabalığa rağmen yalnız kalmasa, kendisini anlayanlar, dinleyenler olsa

Umut dolu olsa, sevgi yüklü olsa kısacık yaşamlarımız

Gözyaşları olmasa, olursa da sadece sevinç gözyaşları olsa

Nefret olmasa, ötekileştirilmese kimse

Sokakta yaşayanlara sıcak bir yuva, kimsesizlere sevgi dolu bir kucak, hastalara şifa olsa

Insanların yüzü gülse

Yaşam kaliteleri artsa

Haksızlıklara karşı birlik olunsa

Kafalardaki örümcek ağları temizlense

Kimse kimsenin hayatına karışmasa

Kültürel miraslara sahip çıkılsa, kültürel zenginliklere değer verilse

Ayrımcılığın her türlüsüne top yekün hayır dense

Güzelim doğa katledilmese

Barış ve özgürlük hayal olmasa

Pire için yorgan yakılmasa, insanlar bağışlayıcı olsa

Kahrolası uzaklıklar yakınlaşsa

Samimi dostluklar, sürpriz karşılaşmalar

Heyecanlı geceler, neşeli sabahlar, sıcacık sohbetler olsa

Yorgunluklar başarıya, telaşlar huzura, özlemler kucaklaşmaya dönse

Almanın zevki değil, verebilmenin mutluluğu herkese nasip olsa

Kalplerimizin sofrası hep açık olsa

Mucizelere inanmaktan asla vazgeçilmese

Aşk olsa aşk,  yürekler aşk ile aşk için çarpsa


Ama şairin dediği gibi ‘Keşkelerle vakit kaybetme, şimdiyi yaşa’. Şimdi’lerin ‘en keşke’sizi 2015 yılı olsun.

19 Aralık 2014 Cuma

GELECEĞI KADIN VIZYONUYLA INŞA ETMEK



 2014 finalists-Cartier Womens Initiative


Her yıl ekim ayında Fransa’nın Deauville şehrinde toplanan Kadın Forumu bu yıl onuncu yaşını kutladı. Politikadan bilim kadınına, şirket yöneticisinden medya patronuna, karar mercilerinde bulunan 70 ülkeden 1000’in üzerinde katılımcı, kadının toplumdaki rolünü ve dünyadaki yerini tartıştı.

Her kıtadan, her yaştan, her meslekten kadının biraraya geldiği forum süresince yönetim kademelerindeki kadınlar deneyimlerini paylaştı, ekonomik ve sosyal konuları masaya yatırdı. Bu yılın teması üç başlıktan oluştu: temel ihtiyaçlar (su, enerji, sağlık, eğitim), eşitsizlikleri azaltmak için teknolojiyi araç olarak kullanmak, insan hakları ve  haklara saygılı devlet.

Forumun açılışında, yayılma hızı yükselen Ebola virüsüyle ilgili dünya genelinde hazırlıklar ana başlıklardan biri olarak ele alındı. Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Yiyecek Programı sözcüsü Elisabeth Byrs, merkezlerde toplu dağıtım yerine kapı kapı, aile aile dolaşarak yaptıkları yiyecek yardımının hastalığın yayılma hızını azaltığını, havayolu koridoruyla lojistik destek alanında da büyük ilerlemeler kaydettiklerini açıkladı.

The Washington Post gazetesinin editör yardımcısı Elizabeth Weymouth teknoloji şirketlerinin işe daha az kadın eleman aldıklarını açıkladı. ‘Şirketlere bunun nedeni sorulduğunda mezunlar içinde kadın mühendis sayısının daha az olduğu yanıtını alıyoruz.’ Kadın mühendislerin gelecek yıllarda artacağından emin olduğunu belirten Weymouth kendi neslinde bir çok kadının çalıştığını ama şartların daha zor olduğunu, kızının neslinde ise hemen hemen tüm yaşıtlarının çalıştığını, çok daha yüksek pozisyonlarda bulunduklarını, gelecek nesil için durumun daha da iyi olacağının altını çizdi. Hilary Clinton’un gelecek ABD Başkanlık seçiminde muhtemelen aday gösterileceğini ve bunun ABD’de ilk kadın başkan adayı olacağını vurgulayan Weymouth, Amerikalı kadınların büyük ilerleme kaydettiğini ve bundan sonra da etmeye devam edeceklerine inandığını açıkladı.

Boston Consulting Group Başkanı Agnès Audier, Apple ve Facebook’un hamile kalmayı erteleyen kadın çalışanlarına, yumurtalarını dondurarak saklamak için 20.000$’a kadar sübvansiyon vermeyi önermelerine büyük tepki gösterdi. ‘Bu sektörlerin daha çok erkeklere hitap eden sektörler olduğu imaji mevcut. Bu yanlış imaj öncelikle oryantasyondan başlıyor. Kız öğrencilerin teknik ve bilimsel meslek dallarına daha fazla yönlendirilmeye motive edilmeleri gelecek için çok yararlı olacaktır. Ikinci neden de mezun olan kızların ancak %50’si eğitimini aldığı sektörde çalışırken erkeklerde bu oran %75. Hem oryantasyonda hem de mezuniyet sonrası kaybettiğimiz kızları düşünürsek sonuçta teknoloji yoğun mesleklerde ancak %30’larda görebiliyoruz kadınları…’

Forum’a katılan Meksika delegasyonunda 30 civarında senatör, avukat, müze müdürü, high-tech-enerji-telekom alanında uluslararası şirketlerin yöneticileri mevcuttu. Ünlü film yıldızı, yapımcı Salma Hayek Pinault başkanlığında foruma katılan Meksikalilar daha adil bir dünya için forumda bulunduklarının altını çizdiler.

2014 yılında başarısıyla ses getiren kadınlardan biri Kira Radinsky. 27 yaşında ve  SalesPredict  şirketinin kurucu ortağı. 2012 yılında Küba’yı sarsan kolera salgınını bile önceden haber veren bu genç Israilli kadin medyum değil, algoritma hesapları uzmanı. Hayfa Technion Üniversitesinde bilgisayar doktorası yaptıktan sonra Microsoft şirketi tarafından keşfediliyor ve ABD’ye gidiyor. Microsoft Research’ün müdürü Eric Horvitz ile ileriyi gören yazılım programları üzerinde çalışıyorlar. 2012’de kurduğu start-up SalesPredict, şirketlerin ticari performansını en iyi duruma getirmek üzerine çalışmakta. MIT(Massachusetts Institute of Technology) gelecek vadeden 35 araştırmacı arasına almış Radinsky’yi… Al-Bawsala sivil toplum kuruluşunun başkanı 29 yaşındaki Amira Yahyaoui ise 2013’de ArabianBusiness.com tarafından dünyadaki en etkili 100 Arap kadın arasına seçilmiş. Tunus politik sahnesinin önemli oyuncularından Yahyaoui işini gözcülük olarak tanımlıyor. Ben Ali döneminde  yayınlanan blogu politikacıları oldukça korkutuyordu. 2012’de kurduğu Al-Bawsala ile hedefi iyi ve şeffaf yönetim. Bir adım ileri gidip geçen yaz kurduğu Baladia.marsad.tn sitesiyle de belediyelerin tüm bilgilerini(finans, insan kaynakları, menkul ve gayrimenkulleri) toplayıp kamuoyuna açıklamakta.

Cinsiyet ayırımı kültürümüze o kadar derin işlemiş ki…

‘Kadınlara bir ses vererek medyadaki muhabbeti değiştirelim’ başlığı altında yapılan tartışmada açıklanan veriler oldukça etkileyiciydi. Fransa’da medyadaki uzmanların sadece %18’ini kadınlar oluştururken erkekler %82 oranında temsil edilmekte. Dünya için de sayılar çok üzücü. ABD’de pazar sabahı talk-show’larında kadınlar sadece %21.7 temsil ediliyor, haber kaynaklarının yalnızca %26’sı kadın. Geçen yıl yapılan bir araştırmada 84 haber web sitesinin habercilerinin %23’ünün kadın olduğu tespit edilmiş. Medyanın algı şekillendirmede ve bilgi yaymada çok kritik bir rol üstlendiği malum, medya tüm perspektifleri yansıtmalı ve herkesin katılımını sağlamalı. Öyleyse daha çok kadın rol modeli ve kadın başarılarını yansıtmakla da yükümlü. Kadınların dünya nüfusunun %50’sini temsil ettiğini hatırlayabilirsek kadının sesinin yükselmesi ve medyada mevcut tartışma şeklinin  değişme ihtiyacı daha açık ortaya çıkıyor. Womhatirataraken Media Center’ın kurucularından Jane Fonda şöyle özetliyor: ‘Cinsiyet ayırımı kültürümüze o kadar derin işlemiş ki çoğu insan bir sorun olduğunun bile farkında değil. Dünyada hiç bir sorun, dünyanın diğer yarı nüfusunun ihtiyaçları, bakış açıları ve özellikleri dahil edilmeden  gerçek anlamda çözülemez. Hepimiz muhabbeti değiştirmekle sorumluyuz. Yarın değil, şu anda!’
Forum, kadınların kendilerini ifade etme, düşünme, değerlendirme yapma, her nesilden ve her görüşten insanın alışveriş yaptığı bir kürsü görevi üstlendi. Politik olmayan bağımsız bu forumun amacı günümüzün ekonomik ve sosyal kaygılarına/sorunlarına kadın bakış açısıyla çözümler üretmek, dünya çapında bir ağ kurarak sesini duyurmak, fikir alış-verişini sağlamak, forumun kaynaklarını kullanarak aksiyonlar planlamak. Özet olarak üç gün boyunca süren forumda günümüzde ve gelecekte ortaya çıkabilecek toplumsal sorunlar konusunda söz alan kadınlar ‘geleceği kadın vizyonuyla inşa etmek’ adına konuştular, tartıştılar, öneriler sundular. Kadınların görüşleri, fikirleri ve çözüm önerileri erkeklerinkiyle elele gitmeli. Kadınların yarının dünyasını iyileştirmeye katkıları yadsınmamalı.

21 Ağustos 2014 Perşembe

GENÇ SOKAK


Anne Hidalgo, Philippe Starck, Alain Ducasse, Tom Dixon ve daha bir çok ünlü isim Paris’te çok ses getirecek özel bir projede buluştular. Paris’e bir sonraki ziyaretinizde bu kentsel dönüşüm mekanını ‘gezilecekler liste’nize eklemeyi ihmal etmeyin.

Paris’i tanıyanlar mutlaka Marais bölgesini bilir. Hem Yahudi Paris’in hem gay Paris’in bulunduğu bu bölge şehrin en trendy semtlerinden biri. Semtin Haut Marais denilen kuzey kısmı da cafeleri, restaurantları, galerileri ile oldukça ‘hip’ bir semt olma yolunda. Son aylarda bölgenin neredeyse yarısını satın alan bir girişimcinin adı dillerden düşmüyor: Cédric Naudon. 42 yaşındaki bu genç adamın oldukça parlak fikirleri, büyük planları ve bol parası var! Paris ve New York’da gayrimenkul ve finans alanında büyük bir servet edindiği rivayet edilen Naudon, Place de la République ile Conservatoire National des Arts et Métiers arasındaki Vertbois, Volta ve Notre-Dame-de-Nazareth sokaklarından oluşacak bölgeyi bir ‘epiküriyen kasaba’ haline dönüştürmek ve ‘fine food’ semti oluşturmak için kolları sıvadı. Bugüne kadar 45 bina satın aldı. Bir zamanlar içi terkedilmiş dükkanlar yenileniyor, aylardır hummalı bir restorasyon çalışması sürüyor. Bu gastronomik kasabanın oluşturulmasında dünyanın en iyi mimar ve dekoratörleri çalışmakta. Adı Guillaume Apollinaire’in bir şiirinden esinlenerek « La Jeune Rue » yani Genç Sokak olacak. Renovasyonda olan bölge tamamlandığında Paris’te bir ilk gerçekleşecek.

Hizmete girmesi planlanan 36 civarında mekanda yüksek gastronomi ürünleri ile ünlü tasarımcıların dekorasyonları harmanlanacak. Patricia Urquiola'nın Italyan restaurantı, Jasper Morrison’un Tapas Barı, Ingo Maurer’in Speakeasy’si, Paola Navone'nin Kore Sokak Lezzetleri, Tom Dixon’un deniz mahsülleri, Michele De Lucchi’nin içinde kütüphanesi olacak kasap dükkanı, Studio Job'un krepçisi… ‘Londra’da bile bu denli heyecan verici bir proje görmedim. Paris hiç olmadığı kadar ses getirecek’ diyor Ingiliz tasarımcı Tom Dixon.  Peynircide peynirler özel tasarım çekmecelerde sergilenecek, herbirinin özellikleri anlatılarak müşteriye satılacak. Organik fırında suşi restaurantlarındaki gibi dönen bant uygulaması olacak. Istiridye Bar, içinde mermer igloo’su(eskimo kulübesi) olacak balıkçı, baharatçı, pastacı, dondurmacı, kapalı çarşı, mutfak malzemeleri butikleri açılacak. Hepsinde Fransız üreticilerin malzemeleri kullanılacak. Üreticiden tüketiciye aracı kullanmadan oluşturulacak zincirle de Fransa’nın her tarafındaki model çiftliklerden kaliteli ürünler uygun fiatla tüketiciye sunulacak. Amaç şık, taze, organik ve epiküriyen bir gastronomi merkezi oluşturmak.

La Jeune Rue’nün ardındaki girişimci Cédric Naudon, bu yıl piyasada adından çokça söz ettirmeye başlayan bir kişilik. Fazlaca etrafta olmamaya özen göstermekte, hatta gizemli bir hava estirmekte. Kendisiyle yapılan ender röportajların birinde projenin sadece bir gayrimenkul yatırımı olmadığını ve düşünülenin aksine hiç de elitist olmadığını belirtiyor. ‘Çok para kazandım ama mutlu değildim. Hayatıma bir anlam katmanın tek yolu vardı. Her zaman en sevdiğim iki şeyden yola çıktım: Estetik ve lezzet…. Fas ve Italyan kökenleri sayesinde kendini çok iyi bir gurme olarak tanımlayan Naudon ‘Paris’te her yerde iyi malzeme bulmak zor. Iyi peynir için 7.bölge, iyi et için 14.bölge, iyi ekmek için 8.bölge derken cumartesi günleri bütün Paris’i gezmek zorunda kalıyorum. Burası tamamlandığında herşeyi birarada bulabileceksiniz!’ diyor. ‘Son iki yıldır tüm paramı ve ruhumu bu proje için ortaya koydum. En iyi malzemeleri bulabilmek için tüm Fransa’yı geziyorum. Sonunda Paris’teki en ideal sokağı oluşturacağız! Tabii ki çok da para kazanacağım bu işten…’

Proje ortalama 30 milyon euroya mal olacak. Üçte birini Naudon kendi finanse ediyor, kalanını bankalar. Naudon proje ortaklarını seçerken de yüksekten uçmuş: Paris’in yeni belediye başkanı Anne Hidalgo Paris Belediyesi olarak bu istihdam sağlayıcı ve prestijli projenin arkasında olduklarının altını çiziyor. Ünlü tasarımcı Philippe Starck ve Michelin yıldızlı ünlü şef Alain Ducasse Naudon’u destekliyenler arasında bir kaç prestijli isim daha...

Madalyonun diğer yanına bakacak olursak, farklı sosyo-ekonomik ve etnik kökenlerden gelen insanların yaşadığı ve çalıştığı bu bölge Çin kökenli konfeksiyon ve imitasyon takı toptancılarının da mekanı olarak biliniyor. Semt sakinlerinin tedirgin olduğu konu ise son yıllarda bu bölgede BOBO (bohem-burjuva)’ların artmasıyla kendilerinin bölgeden uzaklaştırılacağı, dolayısıyla etnik ve sosyal zenginliğin yok olabileceği korkusu...

Dükkanların bir kısmı sonbaharda, gerisi gelecek yıl açılacak. Bütün bir semti ‘metamorfoz’ edecek bu çılgın girişimin sonuçlanmasını heyecanla bekliyorum. Dünyada da ses getirecek bu gastronomi ve design merkezinin Paris’e yeni bir nefes getireceğinden hiç şüphem yok. La Jeune Rue hantallaşmış Fransız ekonomisinin ihtiyacı olan yeni kana çok güzel de bir örnek olabilir. Ülkenin geleceği böyle hırslı ve vizyoner projelere imza atan girişimciler sayesinde şekillenecek. Paris’e yolunuz düşerse mutlaka ‘La Jeune Rue’yü ‘gezilecekler liste’nize eklemeyi ihmal etmeyin.